İbn-i Haldun, 14. yüzyılda Mukaddime’de bir medeniyetin ömrünün, o medeniyeti bir arada tutan “Asabiyet” (dayanışma ruhu) ile doğru orantılı olduğunu kanıtlamıştı. Peki, bugün dijitalleşen ve bireyselleşen dünyada bu “dayanışma” nereye gitti?
1. Konfor Tuzağı ve Asabiyetin Erimesi
İbn-i Haldun, bir toplum refaha ulaştığında bireylerin konforuna düşkünleştiğini ve ortak değerler uğruna mücadele etme (asabiyet) yetisini kaybettiğini söyler. Bugün, dijital konfor ve ekranların sunduğu “bireysel dünya”, bizi toplumsal meselelerden koparan en büyük konfor tuzağıdır. Asabiyet eridiğinde, toplum sadece bir kalabalığa dönüşür.
2. Dijital Şehirler ve Yeni “Bedevilik”
İbn-i Haldun, göçebe (bedevi) toplumlarda dayanışmanın en üst seviyede olduğunu belirtir. Bugünün dünyasında ise, dijital dünyada kendi değerlerini koruyan, yerel köklerine bağlı ve küresel sisteme karşı “dayanışmacı” duruş sergileyen gruplar, aslında yeni dönemin “bedevileridir”. Sistemin yozlaşmış şehirlerine (modern tüketim toplumu) karşı, kendi değerlerini koruyan bu yeni topluluklar, medeniyetin gelecekteki taşıyıcıları olacaktır.
3. Stratejik Sonuç: Medeniyeti Korumak
Eğer bir medeniyetin ömrünü uzatmak istiyorsak;
- Ortak Hedef: Bireysel konfor yerine, ortak bir “ideal” etrafında kümelenmeliyiz.
- Dayanışma: Dijital araçları, bir tüketim aracı olarak değil, toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir “hizmet aracı” olarak kullanmalıyız.
- Farkındalık: İbn-i Haldun’un dediği gibi; “Tarihi tekerrürden ibaret sanmayın, ders alırsanız tarih tekerrür etmez.”
