Cemil Meriç: Bir Hafıza Abidesi ve İdeolojik Deli Gömleklerinin Sonu
Yazar Erhan Zorlu
Türk düşünce hayatının en trajik ama en muzaffer figürlerinden biri olan Cemil Meriç (1916-1987), hayatı boyunca “hakikatin” peşinde koşmuş bir fildişi kule dervişidir. Hatay’da başlayan, İstanbul’un entelektüel mahfillerinde olgunlaşan hayatı, 38 yaşında gözlerini tamamen kaybetmesiyle yeni bir safhaya girmiştir. Gözlerini kaybeden Meriç, gönül gözüyle hem Doğu’yu hem Batı’yı görmüş, uydurulmuş dogmaların ve ithal ideolojilerin karanlığına bir güneş gibi doğmuştur. Erhan Zorlu olarak Meriç’i incelediğimizde, onun kalemini bir “kılıç” gibi kullanarak zihnimize giydirilen yabancı gömlekleri nasıl parçaladığını görürüz.
Biyografik Kesit: Karanlıkta Bir Entelektüel Dev
Cemil Meriç, hayatının yarısını kitapların sayfaları arasında geçirmiş, bir dilde yetinmeyip Fransızca ve Hint edebiyatına kadar uzanmıştır. 1954 yılında görme yetisini yitirdiğinde, “Artık kitaplar bana bakıyor, ben onlara bakamıyorum” demiştir. Ancak bu karanlık, onun için bir son değil, devasa bir içsel keşfin başlangıcı olmuştur. Kızı Ümit Meriç ve talebelerinin ona kitap okumasıyla ürettiği dev külliyat, 1987’de vefat ettiğinde Türk aydınına bırakılmış en namuslu miras olmuştur.
Analiz: “Bu Ülke” ve İdeolojik Esaretin Reddi
Cemil Meriç’in başyapıtı “Bu Ülke”, Türk aydınının kendi tarihine ve halkına olan yabancılaşmasını en sert dille eleştiren bir manifestodur. Meriç, ideolojileri “idrakimize giydirilen deli gömlekleri” olarak tanımlar. Ona göre sağ, sol veya diğer uydurulmuş etiketler, hakikati görmemizi engelleyen birer perdedir.
Yazar, sitemizin de üzerinde durduğu “uydurulmuş nizamlar” meselesini, Batılı kavramların (izm’lerin) Türk zihnini sömürgeleştirmesi üzerinden okur. “Kendi kütüphanesi olmayan bir millet, başkalarının uydurduğu masallara inanmaya mahkûmdur” diyerek, bizi kendi irfanımıza (Anadolu ve İslam hikmetine) rücu etmeye çağırır. Sitemizin “Perspektif Analiz” ruhu, Meriç’in bu namuslu entelektüel duruşunu, modern çağın her türlü zihinsel manipülasyonuna karşı bir kalkan olarak kabul eder.
Mağaradakiler: Aydın İhaneti ve Hakikat Arayışı
“Mağaradakiler” eserinde Meriç, Platon’un mağara alegorisini modern Türk aydınına uyarlar. Mağaranın duvarındaki gölgeleri (uydurulmuş teorileri) gerçek sanan aydınları, güneşle (saf hakikatle) buluşturmaya çalışır. O, Yüce Allah’ın kâinata serptiği hakikatin peşinde olanların hiçbir “kabileye” (partiye veya gruba) ait olamayacağını savunur. Meriç’e göre aydının tek bir aidiyeti vardır: Hakikat.
Sonuç: Erhan Zorlu’nun Penceresinden Cemil Meriç
Cemil Meriç, bize “müstağrip” (Batı hayranı) olmaktan kurtulup “mütefekkir” olmanın yolunu göstermiştir. bu analizin sonunda diyoruz ki: Meriç’i okumak, zihinsel bir ihtilal gerçekleştirmektir. Sitemiz, Cemil Meriç’in “irfan” dediği o büyük hazineyi, modern çağın uydurulmuş cehaletine karşı savunmaya ve “fildişi kuleden” yükselen o hür sesi tüm dünyaya duyurmaya kararlıdır.



Yorum gönder