Ziya Gökalp (1876-1924), Türk düşünce dünyasına “sosyoloji” bilimini getiren ve bu bilimi Türk toplumunun ihtiyaçlarına göre modernize eden devrimci bir mütefekkirdir. Emile Durkheim’ın “sosyolojik dayanışma” kuramını temel alarak, parçalanmakta olan Osmanlı toplumuna yeni bir kimlik ve bir arada yaşama iradesi sunmuştur. Gökalp’in fikirleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin ana omurgasını oluşturur.
1. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” Formülü
Gökalp’in en meşhur tezi, bir toplumun üç ana damarı üzerinden dengelenmesi gerektiğini savunur:
- Türkleşmek: Milli kimliğin, dilin ve kültürün asıl kaynağa dönerek keşfedilmesidir.
- İslamlaşmak: Dinin toplumsal ahlak ve vicdan düzeyinde korunması, ancak modern hayatın önünde bir engel değil, bir manevi sığınak olarak görülmesidir.
- Muasırlaşmak: Batı’nın bilim ve teknolojisini (Medeniyet) almak, ancak bunu yaparken milli benliği (Hars) kaybetmemektir.
2. “Hars” (Kültür) ve “Medeniyet” Ayrımı
Ziya Gökalp’in Türk düşüncesine kattığı en özgün kavram çiftidir. Ona göre:
- Medeniyet (Civilization): Uluslararasıdır; teknik, bilim ve araç gereçleri kapsar. Batı’dan alınabilir ve alınmalıdır.
- Hars (Kültür): Millidir; bir milletin dini, ahlaki, hukuki ve estetik değerlerinin toplamıdır. Hars ithal edilemez; bir millet kendi harsına yabancılaşırsa yok olur. Bu ayrım, Türk modernleşmesinin “Batılı ama kendisi kalarak” ilerlemesinin teorik altyapısını oluşturur.
3. Halkçılık ve “Halka Doğru” Akımı
Gökalp, aydınların halktan koptuğuna inanır. “Halka Doğru” ilkesiyle, elit tabakanın halkın arasına girmesini, halkın dillerini, masallarını ve geleneklerini (Hars) öğrenmesini, buna karşılık halka da medeniyetin teknik imkânlarını götürmesini savunur. Onun için “Fert yok, cemiyet vardır” düsturu esastır; bu anlayış, toplumsal dayanışmayı ve milli birliği bireysel çıkarların önünde tutar.
4. Dilde Türkçülük ve Turan İdeali
Gökalp, dilde sadeleşmenin en büyük savunucusudur. “Halkın konuştuğu İstanbul Türkçesi en güzel dildir” diyerek, yaşayan Türkçenin yazı dili haline gelmesi için büyük çaba sarf etmiştir. Gençlik yıllarında daha romantik bir “Turan” hayali kurmuş olsa da, zamanla bu ideali “Türkiye Türkçülüğü” ve kültürel bir birliktelik zeminine oturtmuştur.
